Anasayfa / İçtihat / Yargıtay Karar No : 6069 - Karar Yıl 2015 / Esas No : 3732 - Esas Yıl 2015





Mahkemesi : İzmir 7. İş MahkemesiTarihi : 28/11/2013Numarası : 2012/123-2013/679 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, davalı işyerinde 21/12/2010-12/03/2012 tarihleri arasında uzun yol kamyon şoförü olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından haksız ve geçersiz şekilde feshedildiğini bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiş, duruşmalardaki beyanlarında davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda davacı aylık net 2.300,00 TL ücret ve sefer başına 100,00 TL prim aldığını iddia etmiş, davalı yargılama esnasındaki beyanlarında davacının asgari ücret ve 100,00 TL. sefer primi ücret aldığını savunmuştur. Mahkemece SGK hizmet döküm cetvelinin asgari ücretten düzenlendiği, tanıkların ise bilgi sahibi olmadığı ve dosyada bulunan davalının imzasını taşıyan “ilgili makama” başlıklı belgede davacının 2.300,00 TL ücret aldığının yazılı olduğu ve bunun kredi kartı almak için verildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının ücretinin net 2.300,00 TL olduğu kabul edilmiştir. İzmir Kamyoncular Odası'ndan gelen emsal ücret yazısında ise davacının asgari ücretin yanı sıra anlaşmaya bağlı olarak sefer primi-harcırah vs. alabileceği belirtilmiştir. Davacının yurtiçi sefer yapan kamyon şoförü olduğu ve ücretin yanı sıra sefer primi ile çalıştığı açıktır. Alınan sabit ücret yönünden taraflar arasında uyuşmazlık bulunup emsal ücret araştırmasına göre davacının sabit ücret olarak asgari ücret aldığının kabulü gerekmektedir. Sefer primi yönünden ise davacının iddia ettiği sefer başı 100,00 TL ücret alındığı iddiası davalı tarafından kabul edilmiştir. Yapılacak iş davacının çalıştığı güzergah belirlenerek ve tanıklar da yeniden dinlenmek suretiyle aylık kaç sefer yapabileceği belirlenmeli ve çıkacak sonuca göre asgari ücrete toplam sefer primi de eklenmek suretiyle davacının aldığı ücret belirlenmelidir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile davacının ücretinin net 2.300,00 TL. olarak kabul edilmiş olması doğru olmayıp bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 01.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.