Anasayfa / İçtihat / Yargıtay Karar No : 13998 - Karar Yıl 2014 / Esas No : 253 - Esas Yıl 2013





MAHKEMESİ :Asliye Ceza MahkemesiSUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmaHÜKÜM : MahkumiyetDosya incelenerek gereği düşünüldü;Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Sanığın, 21/06/2007 tarihinden itibaren katılan şirketin muhasebe bölümünde çalıştığı, şirkette bulunan pazarlama elemanlarının gün içinde tahsil ettikleri paraları, çek ve senetleri satış raporları ile birlikte ertesi gün sanığa imza karşılığı verdikleri, sanığın da teslim edilen bu para, çek ve senetleri günlük kasa takip çizelgesine işleyerek kaydettikten sonra, günlük kasa toplamına ait bilgisayar çıktısını nakit paralarla birlikte şirket yetkilisine teslim ettiği, bu şekilde 28/04/2008 tarihine kadar çalışan sanığın bu tarihte işe gelmemesi üzerine, şirket yetkilileri tarafından geriye doğru kayıtlarda yapılan inceleme sonucunda, sanığın, bilgisayar şifresini ele geçirip sistemde oynama yaparak 12/12/2007 tarihi ile 28/04/2008 tarihleri arasında pazarlama elemanlarınca kendisine teslim edilen satış hasılat toplamının 134.146 TL parayı şirket yetkilisine vermeyerek uhdesinde tuttuğu, böylece dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, katılan ve tanık beyanları, bilgisayar ve muhasebe kayıtları, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.Cumhuriyet savcısının, TCK'nın 155/2, 43. maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasına dair verdiği mütalaya karşı, aynı duruşmada bulunan sanık müdafiinin savunma yapmış olması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 155/2. maddesi gereğince kamu davası açıldıktan sonra aynı Kanun'un 43. maddesi gereğince ek savunma hakkı verilmeden hüküm kurulmasındaki isabetsizlik, sonuca etkili bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;1-5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,2-Sanık hakkında belirlenen temel gün adli para cezasının, para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanan kanun maddesi olan TCK'nın 52/2. maddesinin gösterilmeyerek 5271 sayılı CMK'nın 232/6. maddesine aykırılık oluşturulması,Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, "5237 sayılı TCK'nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına" denilmek ve hükmün ilgili kısmına “TCK'nın 52/2” ibaresinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 08/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.