Mahkemesi : İş Mahkemesi Tarihi : 18.02.2015Dava, ölüm aylığı bağlanması istemine ilişkindir.Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüyle 25.12.1995 tarihinden itibaren davacıya, babası üzerinden ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmiştir.Hükmün, davalının avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacının, 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olan ve 25.12.1995 tarihinde vefat eden eşi ile 04.02.1991 tarihinde vefat eden babası üzerinden ölüm aylığı bağlanması istemini, davalı Kurumun, miktarı yüksek olan eş üzerinden bağlanan ölüm aylığının ödenmesi gerektiği gerekçesiyle reddettiği anlaşılmaktadır.02.07.1973 tarihinde yürürlüğe giren 1753 sayılı Kanunla ve sonradan yapılan kanunlarla değişik 506 sayılı Kanunun 68. maddesinde; "Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.I — Ölen sigortalının 67 nci madde gereğince tespit edilecek aylığının;A) (20.03.1985 tarihli 3168 sayılı Kanunun 2. maddesiyle değişik) Dul eşine % 50'si, aylık alan çocuğu bulunmayan dul eşine % 75'i,B) (3168 sayılı Kanunun 6. maddesiyle mülga)C) Çocuklardan:a) 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malûl bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan erkek çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine % 25'i,b) (a) fıkrasında belirtilen ve sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle ana ve babaları arasında evlilik bağlantısı bulunmayan yahut sigortalı babanın ölümü tarihinde evlilik bağlantısı bulunmakla beraber anaları sonradan evlenenlerin her birine % 50'si,Oranında aylık bağlanır.Sigortalının ölüm tarihinde 18 veya 20 yaşını doldurmuş olup, aylığa hak kazanmamış durumda olan erkek çocuklar, sonradan öğrenim yaparlarsa (a) fıkrasındaki haklardan yararlanırlar.II — Sigortalı tarafından evlât edinilmiş, tanınmış veya nesebi düzeltilmiş yahut babalığı hükme bağlanmış çocukları ile, sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanır.III — Hak sahibi eş ve çocuklara bağlanacak aylıkların toplamı sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahibi kimselerin aylıklarından orantılı olarak indirmeler yapılır.IV — Sigortalının erkek çocuklarına bağlanan aylıklar, çocuğun 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını dolduracağı tarihe kadar devam eder. Çalışamayacak durumda malûl olan erkek çocukların aylıkları bu yaşlara vardıktan sonra da kesilmez. Ancak aylığı kesilen erkek çocuklardan sonradan çalışamayacak durumda malûl olanlara, Sosyal Sigortaya yahut Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almamaları şartıyle malûllük durumlarının tespitine esas teşkil eden rapor tarihini takibeden aybaşından itibaren yeniden aylık bağlanır. 101 inci madde hükmü saklıdır.V — (3168 sayılı Kanunla değişik) Sigortalının dul eşi evlenirse aylığı kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan evlenme son bulunca aylık yeniden bağlanır. Sonraki eşinden de aylık almaya hak kazanan dul eşe bu aylıklardan fazla olanı ödenir.VI — Sigortalının kız çocuklarına bağlanan aylıklar. Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya (29.07.2003 tarihli 4958 sayılı Kanunun 35. maddesiyle ek) buralardan gelir veya aylık almaya başladıkları veya evlendikleri tarihi takibeden devre başından itibaren kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde I inci bölümün (C) fıkrası hükmü saklı kalmak şartiyle, bu tarihten başlanarak yeniden aylık bağlanır. Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almağa hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir.68. maddenin son cümlesindeki "evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir." hükmüne benzer düzenleme, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendinde, hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından aylık bağlanacağı belirtilerek birden fazla ölüm aylığına imkan tanınmamış ise de anılan düzenleme eldeki davada hakkı doğuran ölüm tarihleri itibariyle yürürlükte olmadığından uygulanmasının mümkün olmadığı belirgindir.Nihayetinde 68/I-C-a maddesi aylık bağlanma koşulları yönünden "evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocuklarına” aylık bağlanması imkanını öngörürken; aynı maddenin (VI) numaralı bendi, kız çocuklarına bağlanan aylığın kesilme nedeni olarak “çalışma ve evlenme” halini kabul etmiş; 4958 sayılı Kanunun 06.08.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 35. maddesiyle, söz konusu (VI) numaralı bendine “buralardan gelir veya aylık almaya” ibaresi eklenerek böylelikle “Sosyal Sigortadan, Emekli Sandıklarından aylık veya gelir almaya başlama” olgusu, hak sahibi kız çocuklarına bağlanan aylığın kesilme nedeni olarak benimsenmiştir. Eldeki dava gibi ölüm sigortasından aylık tahsislerinde, lehe/ayrık durumlar dışında genel kural hakkı doğuran ölüm tarihlerinde yürürlükte olan yasal mevzuatın uygulanması gerekmekte olup, belirtilen 68. maddenin son cümlesi gereğince; ölen kocası üzerinden 21.01.1996 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında ölüm aylığı bağlanan ve bu aylık yüksek olan davacıya, ayrıca (kocasının ölüm tarihinden itibaren) babası üzerinden ölüm aylığı bağlanması mümkün değildir.Ancak, 02.07.2005 tarih, 5386 sayılı Kanunun 2. maddesiyle 506 sayılı Kanuna eklenen Geçici 91. madde ise, “6.8.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıklar; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları halleri hariç olmak üzere geri alınmaz.” hükmünü getirmiştir. Bu düzenleme de 506 sayılı Kanunun 68/VI. maddesinin 4958 sayılı Kanun ile değiştirilen haline göre farklı düzenleme getirerek “kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları” halini aylık kesme nedeni olarak öngörmüş; Geçici 91. maddenin altı ve yedinci fıkrasında ise, “Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası gereğince, aylık veya gelirleri ödenmeye devam olunacak kız çocuklarının aylık veya gelirlerinin ödenmesine devam olunması için sahip olmaları gereken şartları, ilk kez veya yeniden 6.8.2003 tarihinden sonra haiz olan kız çocukları da aynı esas ve usûllerle aylık veya gelir hakkından yararlandırılır.” kuralı yer almaktadır. Son fıkrada ise, "Bu maddenin altıncı fıkra hükmü 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun yürürlük tarihine kadar uygulanır" düzenlemesi yer almaktadır. 5510 sayılı Kanun bazı istisnalar dışında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yasal lehe düzenleme, içerdiği şartların mevcut olması halinde 06.08.2003 tarihi sonrasına ilişkin babası üzerinden de davacının ölüm aylığı almasını mümkün hale getirmiştir.Ayrıca belirtmek gerekir ki, muris baba ve eşin ölüm tarihlerinde yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun, Zamanaşımı ve hakkın düşmesi başlıklı 99/1. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortalarından hak kazanılan gelir ve aylıkların, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren 5 yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrayacağı, bu durumda olanların gelir ve aylıklarının, yazılı istek gününü izleyen aybaşından itibaren başlayacağı öngörülmüş, diğer taraftan 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren “Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlığını taşıyan 97/1. maddesinde ise bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malûllüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı günden itibaren 5 yıl içinde istenmeyen kısmının zamanaşımına uğrayacağı, Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında, yukarıdaki hükümlerin uygulanmayacağı açıklanmıştır.Şu durumdan, 99/1. madde gereğince 5 yıl içinde istenmediğinden tümüyle zamanaşımına uğrayan gelir ve aylığın, ancak yazılı başvuru tarihini izleyen aybaşından itibaren ve geriye dönük olmamak üzere bağlanabilmesine karşın, 97/1. maddede, gelir ve aylığın 5 yıl içinde istenmeyen kısmının zamanaşımına uğrayacağı belirtilerek her bir gelir ve aylık için 5 yıllık zamanaşımı süresi benimsenmiş, 99/1. maddede yer alan, gelir ve aylıkların yazılı talep gününü izleyen aybaşından itibaren başlayacağı yönündeki hükümden tamamen farklı düzenleme yapılmış olmakla buna göre hak sahipleri bakımından lehe olan 5510 sayılı Kanunun 97. madde hükmünün uygulanması gerekmektedir. Kuşkusuz 97. madde gereğince gerçekleşen ölüm aylığı bağlama başlangıç tarihinin, maddenin yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden öncesine gitmesinin mümkün olmadığı gözardı edilmemelidir.Öte yandan, (Geçici 91. maddenin yürürlükte olduğu dönemde yürürlükte olan) 29.07.2003 tarihli 4958 sayılı Kanunun 53. maddesiyle 506 sayılı Kanuna eklenen ek 47. maddesi, "Bu Kanuna göre gelir veya aylık almakta olan kız çocuklarının sosyal güvenlik sözleşmesi akdedilmiş ülkelerdeki sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmaya başlamaları veya bu ülkelerin sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir veya aylık almaya başlamaları halinde, bağlanan gelir ve aylıkları kesilir." hükmünün de eldeki davada gözetilmesi gerekir. Bu yasal düzenlemeler kapsamında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2012 tarih, 2012/21-21 Esas ve 2012/223 Karar sayılı ilamında da benimsendiği üzere eldeki davada; davacının eşi ve babasının ölüm tarihlerine göre uygulanması gereken 506 sayılı Kanunun geçici 91. maddesi çerçevesinde, babasından da ölüm aylığı bağlanabilmesi için davacının, "evlenmeme, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmama veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almama/ek 47. madde kapsamında çalışmama veya buralardan gelir, aylık almama" hallerinin sözkonusu olup olmadığı araştırılıp belirlendikten sonra, babası üzerinden davacının ilk defa yazılı olarak ölüm aylığı tahsis talep tarihine göre 506 sayılı Kanunun 99. ile 5510 sayılı Kanunun 97. maddeleri gözetilmek suretiyle yapılacak irdeleme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, maddi veri ve vakıalara uygun olmayan bilirkişi raporu dayanak alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.Ayrıca değinilmesi gereken diğer bir husus da; HMK. 266 ve devamı (HUMK. 275 vd.) maddelerine göre takdiri kanıt olarak düzenlenen “bilirkişi”; görülmekte olan davada hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi imkanı bulunmayan ve özel, teknik bilgiyi gerektiren konuda/konularda oy ve görüşüne başvurulan, bu anlamda mahkemeye yardımcı olan üçüncü kişi olarak tarif edilmektedir. Konuluş sebepleri arasında hâkimlik mesleğinin niteliğini ve tarafları pahalı yargıdan korumak bulunan maddede, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren durumlarda bilirkişinin oy ve görüşünün alınması mahkemenin takdir yetkisi içerisinde kabul edilmiş olup, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile tespiti/çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması, emredici hükümle yasaklanmıştır. 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği gibi, hakim, kanunları doğrudan doğruya uygulayarak iddia ve savunmadaki sonuç ve istemleri karara bağlamakla yükümlüdür. Bir davada yargı görevine giren konular için bilirkişi düşüncesi alınamaz, yargı görevi bilirkişiye aktarılamaz. Yargılama görev ve yetkisini elinde bulunduran hakimin hak ve adalete uygun karar vermek zorunluluğu bulunduğu gibi, davayı en az giderle ve en kısa sürede sonuçlandırmak için kendisinden beklenilen özeni gösterme yükümü olduğu, bozma üzerine yürütülecek yargılamada özellikle dikkate alınması gereken önemli bir husustur.O hâlde, davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 16.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.