MAHKEMESİ : BUCAK 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 28/01/2014NUMARASI : 2012/219-2014/30Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakimi ’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp, düşünüldü;-KARAR-Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.Davacı, mirasbırakan S.. Ç..'ın mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla 5524 parsel sayılı taşınmazdaki 577/2400 payını eşi davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, murisin satış ihtiyacının bulunmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.Davalı, evlilik hediyesi olarak eşi murise devrettiği dava konusu taşınmazdaki payı daha sonra bedelini ödeyerek satın aldığını, murisin çocuklarının paraya gereksinimi nedeniyle satışa ihtiyacı olduğu gibi muvazaa iddiasının da asılsız olduğunu, halen dava konusu yerde oturduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, murisin sağlığında iki parça taşınmazından birisini mirası paylaştırmak amacıyla davalıya, diğerini ise davacı kızına devrettiği, kızı davacıya devrettiği taşınmaz bakımından da aynı mahkemenin 2011/310 esas sayılı dosyasında taraflar arasında derdest dava olduğu, murisin mirasçıdan mal kaçırma kastı taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; mirasbırakan S.. Ç..'ın çekişme konusu 5524 parsel sayılı taşınmazdaki 577/2400 payını 05.09.2008 tarihli akitle satış suretiyle eşi davalıya temlik ettiği, murisin anılan payı öncesinde 26.03.2001 tarihli akitle eşi davalıdan satışla edindiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.Somut olayda, davacının murisin ilk eşinden kızı davalının ise mirasbırakanın 15.06.1995 tarihinde evlendiği üçüncü eşi oldukları, murisin ikinci eşi Hüseyin'den olma dava dışı Ramazan ve Recep isminde iki mirasçısının daha bulunduğu, öte yandan, murisin gerçekten de, maliki olduğu iki taşınmazından birisi olan dava konusu taşınmazı yukarıda açıklandığı şekilde eşi davalıya, diğer 1040 ada 8 parsel sayılı taşınmazı ise 29.01.2008 tarihli akitle kızı davacı Emel'e satış suretiyle devrettiği, bu temlik bakımından ise davalı Arif'in aynı hukuksal nedene dayalı olarak aynı mahkemenin 2011/310 esas sayılı dosyasında açtığı davanın da eldeki dava ile aynı gerekçeyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda her ne kadar mirasbırakanın mirasçıları arasında mal paylaştırma amacıyla dava konusu taşınmaz payını devrettiği, mal kaçırmanın söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de dosya kapsamı ile murisin ikinci eşinden olma dava dışı çocukları mirasçılar Ramazan Kaya ve Recep Kaya'ya bir kazandırma yaptığına dair bir tespit söz konusu değildir. Öyleyse, murisin tüm mirasçıları kapsar biçimde bir taksim yaptığını, başka bir deyişle mirasçıları arasında hak dengesini gözetir, kabul edilebilir bir paylaştırma yaptığını söyleyebilme olanağı yoktur.Ne varki, mahkemece, davacının muris muvazaası iddiası bakımından yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde bir araştırma da yapılmış değildir.Hal böyle olunca; yukarıdaki ilke ve olgular doğrultusunda davacının muris muvazaası iddiası bakımından gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz toplanması, murisin çekişme konusu taşınmaz payını davalıya temlikinde gerçek iradesinin ne olduğunun saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.Davacının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.