MAHKEMESİ : YALOVA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 04/12/2012NUMARASI : 2005/448-2012/519Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece, davanın S.nin mirasçıları olan davacılar yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, A.'nin mirasçıları olan davacılar bakımından ise muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Mahkemece, S.mirasçıları olan davacılar yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, A.'nin mirasçıları olan davacılar bakımından ise muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kayden miras bırakan H.e ait çekişme konusu 50, 66, 233, 243, 299 ve 335 parsel sayılı taşınmazlarla miras bırakan tarafından 22.09.1969 tarihinde kızları olan F.ve diğer davalıların murisi olan H..1/2'şer hisse ile satış suretiyle devredildiği, davacıların anılan devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı, murisin 14.03.1977 tarihinde öldüğü ve 2010/64 E ve 2011/376 K sayılı hasımlı verasetin iptali kararı ile geride mirasçı olarak kızı F. kızı A.nin çocukları A.G., M., H., Ç.ile oğlu İ.'in eşi N.çocukları T., O., murisin kızı H.in çocukları H., A. O.ve H.'in ölen oğlu H.'in eşi A.ve çocukları İsmail ve Ömer'in kaldığı anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.Somut olaya gelince, murisin dava konusu taşınmazlar dışında mal varlığı olup olmadığı, mal satmaya ihtiyacı bulup bulunmadığı, gerçek iradesinin satış olup olmadığı hususlarının hüküm kurmaya yeterli olarak araştırıldığı söylenemez.Kabule göre de, yargılama sırasında ölen davacı S.'nin mirasçısı olan S.'a davanın tebliğ edilmediği gibi adı geçenin vekille de temsil olunmadığı anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken anılan hususlar nazara alınmadan eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.Davacı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.4.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.