MAHKEMESİ : REYHANLI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 22/04/2009NUMARASI : 2008/231-2009/206Taraflar arasında görülen davada;Davacı, paydaşı bulunduğu 152 parsel sayılı taşınmazda kendisine ait bölümün davalı paydaş tarafından duvarla çevrilip işgal edildiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve duvarın yıkımı isteğinde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, fiili kullanım biçimine göre davacıya ait kısma davalının haksız olarak müdahale ettiği gerekçesiyle el atmasının önlenmesine, duvarın yıkımına karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.5.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A.S. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi,yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi . . tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:Dava paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden toplanan delillerden, dava konusu 152 parsel sayılı taşınmazda taraflar ve dava dışı kişilerin paydaş oldukları görülmektedir. Davacı satın almak suretiyle maliki olduğu kısma davalının duvar çekerek müdahale ettiğini ileri sürerek eldeki davaya açmıştır. Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazda taraflar dışında dava dışı 3. kişilerde paylaştılar. Yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm vermeye yeterli olduğu bu söylenemez. Bu durumda dava konusu taşınmazın tamamı yönünden fiili kullanım biçimi ya da harici bir taksimin olup olmadığının saptanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Öte yandan, davalılardan H.’in karardan sonra 29.03.2010 tarihinde vefat ettiği, mirasçılarından N.ın diğer mirasçıların paylarını satın alarak taşınmazda paydaş haline geldiği ve davalı vekilini vekil tayin ettiği görülmektedir. Davalı H.in diğer mirasçılara intikal eden ve satın aldığı paylar ile birlikte miras yoluyla H.’ten gelen payını tevhit ederek taşımazda paydaş olan N.taşınmazda irsen malik olacağına göre diğer mirasçıların paylarını satın almış olması HUMK’nun 186 ncı maddesinin uygulanmasını gerektirmez. Hal böyle olunca, yukarıda açıklandığı üzere değinilen ilkeler gözetilerek taşınmazda fiili kullanım biçimi ve harici taksimin olup olmadığının tespit edilmesi, davalı H.’in paylarını ırsen ve satış yolu ile edilen N.’ın dava konusu yeri davalı H.’in mirasçısı sıfatı ve ona teban kullanıp kullanmadığının tesbit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.