MAHKEMESİ : GELİBOLU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 29/11/2012NUMARASI : 2010/319-2012/290Yanlar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldüDava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Mahkemece, iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kayden miras bırakan M.ait çekişme konusu 183 ada 24 parsel sayılı taşınmazın 16.12.2005 tarihinde eşi olan davalı Ş.'e satış suretiyle devredildiği, davacının anılan devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı, murisin 05.02.2010 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak davalı eşi Ş., davacı oğlu R. ve dava dışı çocukları F., İ. ve G.'in kaldığı anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.Somut olaya gelince; davacı tanığı İ.G. ve C.A.ın dava konusu devrin davalıya güvence olarak yapıldığını belirtmelerine karşın davalı tanıkları F. Bahçıvan ve F. G.'in murisin, davacı oğlu R.ve dava dışı oğlu İ.'ın borcuna karşılık devrin yapıldığını içerir beyanlarının yeterince irdelenmediği, davalının, davacı ve dava dışı İ.'ın borçlarını ödediği savunmasının araştırılmadığı, keşif yapılıp dava konusu taşınmazın değerinin belirlenmediği, murisin gerçekte satıma ihtiyacının bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilke ve açıklamalar doğrultusunda değerlendirme yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken anılan hususlar nazara alınmadan eksik araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Davacı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 8.4.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.