Anasayfa / İçtihat / Yargıtay Karar No : 658 - Karar Yıl 2014 / Esas No : 637 - Esas Yıl 2014





Hukuk Genel Kurulu 2014/637 E. , 2014/658 K."İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir 6. İcra Hukuk MahkemesiTARİHİ : 10/07/2012NUMARASI : 2012/292-2012/349Taraflar arasındaki “istihkak iddiasının reddi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 6. İcra Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 05.10.2010 gün 716/1012 E., K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 10.10.2011 gün ve 6762/8895 E., K. sayılı ilamı ile;(...Davacı (alacaklı) vekili, dava dışı borçlu aleyhine İzmir 10.İcra Müdürlüğünün 2009/15546 sayılı dosyasından yapılan takipte, borçlunun davalı 3.kişi nezdindeki hesapları üzerine haciz uygulanması için davalı 3.kişi bankaya gönderilen haciz müzekkeresi üzerine, davalı tarafından rehin, hapis, takas ve mahsup haklarına dayanarak istihkak iddiasında bulunulduğunu ileri sürerek, istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı 3.kişi vekili, müvekkili ile borçlu arasında akdedilen kredi sözleşmesi nedeniyle, borçlunun şube nezdinde doğmuş ve doğacak, vadesi gelmiş veya gelecek tüm hak ve alacaklarının müvekkili bankaya rehinli olduğunu, 24.7.2009 tarihli “Nakit Teminat İçin Bloke ve Rehin Talimat Mektubu” gereğince, rehin, hapis, takas ve mahsup haklarının bulunduğunu ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece; davalı 3.kişi banka tarafından para üzerinde rehin ve hapis hakkı kurulamayacağından, takas ve mahsup yönünden de davalı 3.kişinin muaccel bir hakkının doğmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 3.kişinin istihkak iddiasının kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı (3.kişi) vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, davacı alacaklının İİK’nun 99.maddesine dayalı olarak açtığı 3.kişinin istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir.Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya içeriği ile uygun düşmemektedir.Somut olayda, davalı 3.kişi banka, davacı (alacaklı) tarafından dava dışı borçlu aleyhine yürütülen takip dosyasından gönderilen 11.9.2009 tarihli haciz ihbarnamesi üzerine, 25.9.2009 tarihli cevabında, borçlunun hesabında 19.478,86 TL. bulunduğunu, ancak, borçlunun banka ile imzaladığı kredi sözleşmeleri nedeniyle kullandığı kredilerden bankaya borçlu olduğunu, borçlunun banka nezdindeki doğmuş, doğacak tüm hak ve alacaklarının imzalanan sözleşmeler gereğince bankaya rehinli bulunduğunu, bankanın borçluya ait hesaplar üzerindeki rehin, hapis, takas ve mahsup haklarından sonra gelmek kaydı ile haciz uygulanacağını belirterek itiraz etmiştir. Bilahare, takip kesinleştikten sonra icra müdürlüğünce borçluya ait hesap üzerine haciz konulması için 21.5.2010 tarihli haciz müzekkeresi gönderilmiş, bunun üzerine, 3.kişi aynı şekilde, bankanın rehin hakkından ve önceki müzekkerede bildirilen meblağ ile başka takip nedeniyle bildirilen meblağlardan sonra gelmek üzere haciz uygulanacağını bildirmiştir.Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, takip borçlusu ile davalı 3.kişi arasında imzalanmış olan 16.11.2005 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin 68.maddesi gereğince, 3.kişi bankanın borçluya ait hesaplar üzerinde doğmuş veya doğacak, vadesi gelmiş veya gelecek, muaccel olmuş veya olacak hak ve alacakları üzerinde rehin, hapis, takas ve mahsup hakkının bulunduğu, yine 24.7.2009 tarihli “Nakit Teminat İçin Bloke ve Rehin Talimat Mektubu” gereğince de bankanın 20.000,00 TL.miktar için aynı haklarının mevcut olduğu ve borçlu ile banka arasındaki kredi sözleşmesinin devam ettiği, buna göre, davalı 3.kişinin savunmasının yerinde olduğu anlaşılmaktadır.O halde, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında, davalı 3.kişi banka ile dava dışı borçlu arasında haciz tarihinden önce imzalanmış söz konusu Kredi sözleşmesi ve Nakit Teminat İçin Bloke ve Rehin Talimat Mektubu gereğince, 21.5.2010 haciz tarihi itibarıyla, davalı bankanın borçlu hesapları üzerinde rehin, hapis, takas ve mahsup hakkının bulunduğunun kabulü ile davacı alacaklının davasının reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.TEMYİZ EDEN: Davalı vekiliHUKUK GENEL KURULU KARARIHukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava, istihkak iddiasının reddine karar verilmesi istemine istemine ilişkindir.Mahkemece, para üzerinde rehin ve hapis hakkı kurulamayacağı gibi, rehin, hapis, takas ve mahsup yapılabilmesi için davalı üçüncü kişinin muaccel bir hakkının bulunmasının gerektiği, somut olayda ise davalının muaccel bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı üçüncü kişinin istihkak iddiasının kaldırılmasına karar verilmiştir.Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takibinde üçüncü kişi konumundaki davalı bankanın, dava dışı müşterisinin (davacının borçlusunun) hesapları üzerinde kredi sözleşmesine dayalı olarak rehin hakkının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre de istihkak iddiasının reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.Uyuşmazlığın çözümü için konuyla ilgili yasal düzenlemelere değinilmesinde yarar vardır.Genel anlamıyla rehin; alacaklının alacağını teminata bağlamak için borçlunun veya üçüncü kişinin mal varlığı üzerinde kurulan sınırlı bir ayni haktır. Hapis hakkı ise; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 Sayılı TMK) 950. maddesinde hükme bağlanmış olup, borçlunun taşınır mallarına ve kıymetli evrakına onun onamıyla zilyed bulunan alacaklının, muaccel olan ve bu eşya ve evrakla doğal bir bağlantısı bulunan alacağının teminatı olarak alıkoyma ve paraya çevirme yetkisi veren bir ayni haktır. İleride doğabilecek bir alacağın güvenceye bağlanması için ipotek kurulabileceği kabul edilmiş ise de, taşınır rehininde böyle bir hüküm bulunmamakta olup, öğretide ileride doğacak ve koşula bağlı alacakların da taşınır rehini ile güvence altına alınabileceği ileri sürülmektedir (Doğrusöz/ Karahacıoğlu/ Altınt,Türk Hukukunda Rehin, Ankara 1996, s. 12).2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 Sayılı İİK) 23. maddesinde; “Bu kanunun tatbikında: (ipotek) tabiri ipotekleri, ipotekli borç senetlerini, irat senetlerini, gemi ipoteklerini, eski hukuk hükümlerine göre tesis edilmiş taşınmaz rehinlerini, taşınmaz mükellefiyetlerini, bazı taşınmazlar, üzerindeki hususi imtiyazları ve taşınmaz eklentisi üzerine rehin muamelelerini,(Değişik fıkra: 17/07/2003 - 4949 S.K./5. md.) (Taşınır rehni) tabiri, teslime bağlı rehinleri, Türk Medeni Kanununun 940 ıncı maddesinde öngörülen rehinleri, ticari işletme rehnini, hapis hakkını, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinleri,Sadece (Rehin) tabiri, (İpotek) ve (Taşınır rehni) tabirlerine giren bütün taşınır ve taşınmaz rehinlerini ihtiva eder.(Taşınmaz) tabiri, gemi siciline kayıtlı olan gemilere de şamildir. Diğer gemiler bu kanun hükmünce taşınır sayılır.” hükmü yer almaktadır.4721 Sayılı TMK’nın 881.maddesi ile halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacağın, ipotekle güvence altına alınabileceği, ipoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunmasının gerekmediğini hükme bağlanmıştır.Anılan Kanun’un 950. maddesi gereğince; alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak ile bağlantısı bulunması halinde, borç ödeninceye kadar hapsedebileceği, zilyetlik ve alacak ticari ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı var sayılacağı, alacaklı, borçluya ait olmayan taşınırlar üzerinde de zilyetliğin iyiniyetle kazanılmasının korunduğu ölçüde hapis hakkına sahip olacağı ve.955. maddesinde ise senede bağlanmış olan veya olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi gerekeceği hükme bağlanmıştır.Diğer taraftan, çek, özel bir para ödeme aracı olup, çek tanzimi ve devri, keşidecinin banka nezdindeki provizyon (karşılık) alacağının temliki işlemidir (Domaniç Hayri, Karşılıksız Çek, İstanbul,1983,s.10).3167 Sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un (mülga) 10.maddesi gereğince; “Muhatap banka, süresinde ibraz edilen çekin karşılığının bulunmaması halinde her çek yaprağı için üçyüzmilyon liraya kadar ve kısmen karşılığının bulunması halinde ise bu miktarı her çek yaprağı için üçyüzmilyon liraya tamamlayacak biçimde ödeme yapmakla yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi sözleşmesi hükmündedir.”Anılan Kanun, 20.12.2009 tarih ve 27438 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.12.2009 tarih ve 5941 Sayılı Çek Kanunu’nun 9. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, “İbraz, Ödeme, Çekin Karşılıksız Olduğunun Tespiti ve Gecikme Cezası” başlıklı 3. maddesi ile de aynı nitelikte hüküm konulmuştur.Açıklanan bu gayri nakdi kredi sözleşmesi nedeniyle bankalar, çek karnesi vermeden önce istedikleri teminatı talep edebilecek; eğer hesap sahibi bankanın kredi müşterisi ise bankaya karşı doğmuş ve doğacak tüm borçları için daha önce verdiği ipotekler, ticari işletme rehinleri, menkul rehni, mevduat ve alacaklar üzerindeki rehinler ve bankanın aldığı kefaletler bu kredinin de teminatını oluşturacaktır. Bankanın azami yasal yükümlülüğü için bu miktarı karşılayacak miktarda paranın hesap sahibi tarafından bloke edilmesini istemesi de mümkün olup, bloke olarak alınan paranın çek hesabı dışında bir hesapta tutulması ve hesap sahibinin bu para üzerinde bankaya rehin hakkı tanıması gerekecektir (Reisoğlu Seza,Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Çek, Ankara 1998, s.214 v.d).Uyuşmazlığın çözümü için açıklanması gereken bir diğer yasa hükmü de 2004 Sayılı İİK’nun 99. maddesidir.Anılan bu yasa hükmü; “Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır” şeklindedir.Bu hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere, haczedilen mala ilişkin olarak üçüncü kişi tarafından hak iddia edilmesi durumunda, istihkak iddiasının reddi için yedi günlük süresinde dava açılması durumunda, bu dava sonuçlanıncaya kadar haczedilen malın satışı yapılamayacaktır.Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince, davalı üçüncü kişi banka ile kredi borçlusu arasında imzalanan 16.11.2005 tarihli “Genel Kredi Sözleşme”sinin “Nakit Teminat İçin Bloke ve Rehin Talimatı” başlıklı 68. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca, üçüncü kişi konumundaki davalı bankanın, dava dışı borçluya ait hesaplar üzerinde doğmuş veya doğacak, vadesi gelmiş veya gelecek, muaccel olmuş veya olacak hak ve alacakları üzerinde rehin, hapis, takas ve mahsup hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Yine davalı banka ile dava dışı borçlu Mustafa Kavas arasında imzalanan 24.07.2009 tarihli “Nakit Teminat İçin Bloke ve Rehin Talimat Mektubu” başlıklı metin de aynı yönde hükümlere yer verilerek, bankanın 20.000,00 TL tutarındaki bir miktar için açıklanan bu haklarının bulunduğu belirtilmiştir.Bu itibarla, yukarıda açıklanan 3167 Sayılı Çek Kanunu ile banka (muhatap) aleyhine düzenlenen ödeme külfeti nedeniyle müşterinin bankadaki mevduatının, her bir çek yaprağı için yasal sorumluluk miktarı ile sınırlı olarak banka lehine rehinli olduğunun kabulü gereklidir. Burada varılan sonuç uyarınca da, esasen rehin hakkı, banka ile müşterisi arasında imzalanan sözleşmede de yer aldığından, bankanın borçlusuna karşı ileri sürebileceği rehin hakkını, borçlunun alacaklısına karşı da istihkak iddiası olarak ileri sürülebileceğinin kabulü zorunludur.O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. madde atfıyla aynı Kanun’un 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.